| Home | | | ATATÜRK | | | OKUL | | | BÖLÜMLER | | | KADRO | | | NİÇİN EML? | | | T.K.Y. | | | BAŞARILAR | | | MSE. KİMDİR? | | | TAŞKÖPRÜ | | | İLETİŞİM |
|
|
|
|
CUMHURİYETÇİLİK
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına
gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
a- İdare edilenler
b- İdare edenler
Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir.
Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir.
Rejimin demokrasi platformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile
yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi
gelir.
Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok
önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı
bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına
çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk
başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet
yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.
Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin
kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik
sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku
yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet
denemez.
Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla
toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların
sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.
Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk'ün cumhuriyet ve devlet anlayışına
değinelim.
Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde
cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun gereği olan
demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok
partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.
Atatürk'ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için
söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları
düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı,
bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi?
Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı
zamanda gerçek bir düşünürdü.Ayrıca sadece düşünce üretmekle kalmamış,
bu düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve
kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede
Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru
olur.
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama
nasıl hazırlamıştı ?
Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne
halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı. Cumhuriyeti adaletli bir adalet
sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar
tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı
öğretmenler tarafından yetiştirilecektir.
İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin
temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet
zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek
değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman içerisindeki olaylar bu
ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu
göstermiştir.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip
olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna
sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir.
Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki
neden budur.
Atatürk'e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden
geçiyordu.
Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış
olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden çok daha iyi
bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil,
bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler,
siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.
•
Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet
idaresidir (1924).
• Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir(1933).
• Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir(1925).
• Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi
kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı
Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır.
Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)
MİLLİYETÇİLİK
Türk Halkının ümmet olmaktan kurtulup ULUS haline
getirilmesi ATATÜRK sayesinde olmuştur.
Atatürk'ün ulusuna inancı sonsuzdu. Yaptığı her devrimin onun sayesinde
gerçekleşeceği, ona rağmen değil, onunla birlikte medeni ülkeler seviyesine
çıkabileceğini savunuyordu. Her türlü yeniliğin ancak ve ancak ulus tarafından
benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayabileceğine inanıyordu. Vatan toprakları
üstünde "TÜRKÜM" diyen her insanın ayrıcalıksız ve sınıfsız kaynaşmış bir Türk
ulusunu temsil ettiğini ve ulus'a "TÜRK ULUSU" denileceğini ısrarla bıkmadan,
usanmadan tekrarlıyordu. "EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ
ULUSUN OLACAKTIR."
Ulusun elinden hiçbir güç, hiçbir iç ve dış kuvvet bu hakkı alamayacaktır.
Ulus öylesine eğitilecektir ki , bu kutsal varlığın büyük bir titizlik ile
gereğinde canı pahasına koruyacaktır.
•
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına, Türk milleti denir(1930).
Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı
cevherin damarlarıdır (1923).
• Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk
kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de, o kadar kuvvetli
olur(1923).
• Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı
duyarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim
milliyetperverliğimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik
değildir(1920).
HALKÇILIK
En kısa ve öz anlamı ile "SINIFSIZ TOPLUMSAL
DAYANIŞMA" dır.
•
İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine
sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir.(1921)
• Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum
istemidir.(1921)
• Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat
kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir
toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir.(1923)
DEVLETÇİLİK
Atatürk'ün "Devletçi" deyimi kendisi tarafından
şöyle tarif ediyordu: "Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve
gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti
refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek
çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik sahada devletin fiilen
ilgili kılmak mühim esaslarımızdandır."
ÖYLE İSE HALKÇILIK VE DEVLETÇİLİK İLKELERİ BUGÜNKÜ MODERN DEMOKRASİLERİN
"SOSYAL HUKUK DEVLETİ" KAVRAMINI TAM ANLAMIYLA KARŞILAMAKTADIR.
•
Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi
faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin
ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket
ekonomisini devletin eline almak. (1936)
• Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi
için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)
• Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir
piyasa da başıboş değildir.(1937)
LAİKLİK
"Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlediğimiz
laiklik ilkesi. Türk Devriminin hem vazgeçilmez bir unsuru hem de Demokratik
olma vasfının gereğidir.
Kısaca laiklik ilkesinin ne olduğuna değindikten sonra Atatürk'ün din ve
ilim ile ilgili görüşlerine değinelim.
O'nun din konusundaki inanç ve düşünceleri, samimi ve inançlı bir din
adamının fikir ve düşüncelerinden farklı değildi. Ve asla dine karşı değildi.
Bir toplum için dinin gerekli olduğuna da inanıyordu.
Ancak O, dinin, kanunların yerine geçmesine, aklın ve mantığın yerini
almasına karşıydı.
O'nun karşı olduğu din tacirleri, yobazlar ve zavallı halkı hurafelerle
idare etmek isteyen geri kafalılardı.
Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir
kavramdı. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923 tarihinde dinimiz ile
ilgili olarak şunları söylüyordu.
"-Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır
ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa
uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara uygundur."
Yukarıda laikliğin din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına
geldiğini söyledik.
Ancak laiklik ilkesi, din alanında kim ne isterse yapsın veya kim ne yaparsa
yapsın, devlet karışmaz ya da karışamaz anlamına gelmez.
Laiklik devlet gücünün, otoritesinin veya olanaklarının herhangi bir dinsel
inanç , ya da inançsızlık için kullanılması demek değildir. Çünkü o zaman
inananların veya inanmayanların vicdan özgürlükleri ortadan kalkar.
Atatürk geri kalmışlıktan kurtulup, çağdaş bir toplum haline gelebilmek için
ne gibi çetin sorunların üstesinden gelmek gerektiğini de çok iyi biliyordu.
O'na göre yapılacak her çağdaş atılımda laiklik ilkesi temel alınacaktı. Ancak
laik düşünce ile saltanat, hilafet, dinsel hukuk, dinsel eğitim, kapitülasyonlar
kaldırılabilirdi.
İnsanların çevrelerine ve kendilerine ilişkin olarak oluşturdukları
düşüncelerin bir bölümü "İNANÇ" bir bölümü "BİLGİ" biçimindedir.
•
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün
yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.(1930)
• Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle
mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin
etmiştir.(1930)
• Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz
dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din
işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile
dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.(1926)
İNKILAPÇILIK
Atatürk'ün devrimciliği kısaca
çağdaşlaşmadır. Çağdaş Uygarlık seviyesine erişebilmek için, ilmin ışıkları ile
aydınlatılmış yolda yürünmeliydi.
•
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti
halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline
ulaştırmaktır.(1925)
• Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa
götürdük,(1925)
![]()