Home | | | | | | | | | |
HAYATI
İLKELERİ
FOTOĞRAFLAR
TARİHÇESİ
FİZİKİ YAPISI
ÖĞRENCİ YURDU
LOJMANLAR
KAPALI SPOR SALONU
KONFERANS SALONU
SPOR ALANLARI
ELEKTRİK
TESVİYE
MOTOR
METAL İŞLERİ
MOBİLYA
BİLGİSAYAR
B. MUHASEBE
MÜDÜRLERİMİZ
İDARECİLER
ÖĞRETMENLER
YARD. PERSONEL
NİÇİN MESLEK LİSESİ?
SINAVSIZ GEÇİŞ
DÖNER SERMAYE
TOPLAM KALİTE YÖN.
BİLİMSEL BAŞARILAR
KÜLTÜREL BAŞARILAR
SPORTİF BAŞARILAR
MESLEKİ BAŞARILAR
ÇALIŞMALAR
MUSTAFA SITKI ERKEK
İLÇEMİZ
ADRESLER
HAZIRLAYANLAR
Taşköprü Mustafa Sıtkı Erkek Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi

ATATÜRK  İLKELERİ

                                                          CUMHURİYETÇİLİK

    Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
    a- İdare edilenler
    b- İdare edenler

 
  Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir.
   Rejimin demokrasi platformuna oturtulması şarttır.
   Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi gelir.
   Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.
   Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet denemez.
   Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.
   Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk'ün cumhuriyet ve devlet anlayışına değinelim.
   Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun gereği olan demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.
   Atatürk'ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı, bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi?
   Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı zamanda gerçek bir düşünürdü.Ayrıca sadece düşünce üretmekle kalmamış, bu düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru olur.
   29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı ?
   Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı.    Cumhuriyeti adaletli bir adalet sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı öğretmenler tarafından yetiştirilecektir.
   İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman içerisindeki olaylar bu ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu göstermiştir.
   Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.
   Atatürk'e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
   Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden geçiyordu.
   Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden çok daha iyi bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler, siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.

  • Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir (1924).
  • Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir(1933).
  • Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir(1925).
  • Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)


                                                            MİLLİYETÇİLİK

   Türk Halkının ümmet olmaktan kurtulup ULUS haline getirilmesi ATATÜRK sayesinde olmuştur.
   Atatürk'ün ulusuna inancı sonsuzdu. Yaptığı her devrimin onun sayesinde gerçekleşeceği, ona rağmen değil, onunla birlikte medeni ülkeler seviyesine çıkabileceğini savunuyordu. Her türlü yeniliğin ancak ve ancak ulus tarafından benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayabileceğine inanıyordu. Vatan toprakları üstünde "TÜRKÜM" diyen her insanın ayrıcalıksız ve sınıfsız kaynaşmış bir Türk ulusunu temsil ettiğini ve ulus'a "TÜRK ULUSU" denileceğini ısrarla bıkmadan, usanmadan tekrarlıyordu.    "EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ULUSUN OLACAKTIR."
   Ulusun elinden hiçbir güç, hiçbir iç ve dış kuvvet bu hakkı alamayacaktır. Ulus öylesine eğitilecektir ki , bu kutsal varlığın büyük bir titizlik ile gereğinde canı pahasına koruyacaktır.

  • Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına, Türk milleti denir(1930). Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır (1923).
  • Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de, o kadar kuvvetli olur(1923).
  • Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı duyarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik değildir(1920).

 

                                                                  HALKÇILIK

En kısa ve öz anlamı ile "SINIFSIZ TOPLUMSAL DAYANIŞMA" dır.

  • İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir.(1921)
  • Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum istemidir.(1921)
  • Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir.(1923)

 

                                                               DEVLETÇİLİK

   Atatürk'ün "Devletçi" deyimi kendisi tarafından şöyle tarif ediyordu: "Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik sahada devletin fiilen ilgili kılmak mühim esaslarımızdandır."
   ÖYLE İSE HALKÇILIK VE DEVLETÇİLİK İLKELERİ BUGÜNKÜ MODERN DEMOKRASİLERİN "SOSYAL HUKUK DEVLETİ" KAVRAMINI TAM ANLAMIYLA KARŞILAMAKTADIR.

  • Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)
  • Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)
  • Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir.(1937)



                                                                      LAİKLİK

    "Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlediğimiz laiklik ilkesi. Türk Devriminin hem vazgeçilmez bir unsuru hem de Demokratik olma vasfının gereğidir.
    Kısaca laiklik ilkesinin ne olduğuna değindikten sonra Atatürk'ün din ve ilim ile ilgili görüşlerine değinelim.
    O'nun din konusundaki inanç ve düşünceleri, samimi ve inançlı bir din adamının fikir ve düşüncelerinden farklı değildi. Ve asla dine karşı değildi.
    Bir toplum için dinin gerekli olduğuna da inanıyordu.
    Ancak O, dinin, kanunların yerine geçmesine, aklın ve mantığın yerini almasına karşıydı.
    O'nun karşı olduğu din tacirleri, yobazlar ve zavallı halkı hurafelerle idare etmek isteyen geri kafalılardı.
    Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdı. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923 tarihinde dinimiz ile ilgili olarak şunları söylüyordu.
    "-Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara uygundur."
    Yukarıda laikliğin din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına geldiğini söyledik.
    Ancak laiklik ilkesi, din alanında kim ne isterse yapsın veya kim ne yaparsa yapsın, devlet karışmaz ya da karışamaz anlamına gelmez.
     Laiklik devlet gücünün, otoritesinin veya olanaklarının herhangi bir dinsel inanç , ya da inançsızlık için kullanılması demek değildir. Çünkü o zaman inananların veya inanmayanların vicdan özgürlükleri ortadan kalkar.
    Atatürk geri kalmışlıktan kurtulup, çağdaş bir toplum haline gelebilmek için ne gibi çetin sorunların üstesinden gelmek gerektiğini de çok iyi biliyordu. O'na göre yapılacak her çağdaş atılımda laiklik ilkesi temel alınacaktı. Ancak laik düşünce ile saltanat, hilafet, dinsel hukuk, dinsel eğitim, kapitülasyonlar kaldırılabilirdi.
   İnsanların çevrelerine ve kendilerine ilişkin olarak oluşturdukları düşüncelerin bir bölümü "İNANÇ" bir bölümü "BİLGİ" biçimindedir.

  • Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.(1930)
  • Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.(1930)
  • Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.(1926)



                                                                İNKILAPÇILIK 

Atatürk'ün devrimciliği kısaca çağdaşlaşmadır. Çağdaş Uygarlık seviyesine erişebilmek için, ilmin ışıkları ile aydınlatılmış yolda yürünmeliydi.

  • Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır.(1925)
  • Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük,(1925)